Dünyanın en büyük otomotiv gruplarından Stellantis çatısı altında yer alan Groupe PSA Türkiye, hedeflerini başarısının ardındaki en büyük değerin insan kaynağı olduğu gerçeğinden yola çıkarak şekillendirmeye devam ediyor.

Türkiye’de görülen ilk Covid-19 vakasının ardından iş yapış süreçlerinde köklü bir değişime giden grup, geleneksel iş modellerini rafa kaldırdı. İnsan kaynağından aldığı güçle beslenen çevik organizasyonunu merkeze alarak yaklaşık bir yıl önce Flexlife çalışma modeline geçen Groupe PSA Türkiye, pandemi dönemi ile başlattığı bu köklü değişim kapsamında yeni bir karar daha aldı.

Konu hakkında açıklamalarda bulunan Groupe PSA Türkiye CCO’su Ayça Furth, “Pandemi döneminde yeni iş fikirleri yaratmak için geleneksel iş yapış modellerine ihtiyacımız olmadığını gördük. Böylece beyaz yakalının manifestosunu oluşturan Flexlife sistemine geçiş yaptık. Başlattığımız bu değişim; daha inovatif, daha yenilikçi ve daha özgürlükçü bir süreci de beraberinde getirdi. Biz de pandemi koşullarıyla artan esnek mobilite ihtiyacından yola çıkarak yeni bir karar aldık. İster yıllardır Groupe PSA Türkiye çatısı altında görev alsın ister üniversite eğitimini tamamlayıp ilk iş deneyimine bugün bizimle adım atmış olsun istisnasız tüm çalışanlarımıza şirket aracı tahsis etmeye karar verdik” dedi.

Stellantis grup çatısı altında Peugeot, Citroën, Opel ve DS olmak üzere dört ikonik markanın Türkiye’deki satış, pazarlama, parça ve servisler faaliyetlerini yürüten otomobil üreticisi ve mobilite sağlayıcısı Groupe PSA Türkiye, insan kaynağını merkeze alarak çalışma süreçlerinde başlattığı değişimi sürdürüyor. Türkiye’deki ilk Covid-19 vakasının görülmesinin ardından gelenekçi iş yapış modellerini rafa kaldıran ve “Flexlife” isimli sisteme geçen grup, Groupe PSA Türkiye çatısı altındaki faaliyetlerini de yeniden şekillendirdi.

“Flexlife, çalışana duvarlar örmeyen bir iş yapış kültürü”

Flexlife çalışma modelinin getirdiği yeniliklere değinen Groupe PSA Türkiye CCO’su Ayça Furth, Türkiye’deki ilk Covid-19 vakasının ardından son derece hızlı bir refleks gösterdiklerini ve iletişimi her zaman ön planda tuttuklarını vurguladı.

Ayça Furth, “Pandemi döneminde ofisleri evlere taşıdık. Bu kararı eskinin asla geri gelmeyeceğini bilerek aldık. Ve yeni fikirler yaratmak için geleneksel iş modellerine ihtiyacımız olmadığını gördük. Böylece yaklaşık bir yıl önce köklü bir değişime öncülük eden ve beyaz yakalının özgürlük manifestosunu oluşturan Flexlife sistemine geçtik. Çalışanın neyi, nerede, nasıl yapacağından ziyade sunduğu katkılarla ilgilendiğimiz iş modelimiz muazzam bir etki yarattı. Flexlife, yaşama bütünsel bakan, çalışana duvarlar örmeyen bir iş yapış kültürü. Kolektif House’un Ataşehir şubesinde rengarenk koltukların, canlı çiçeklerin olduğu, müziği ve atmosferi ile fark yaratan ufak bir alan yaptık kendimize. Oraya bir araya gelmek, fikir alışverişinde bulunmak, projelerimizle ilgili çalışmak, bazen de birbirimizi görmek için gidiyoruz. Buraya gelmek için bir zaman sınırlaması koymadık. İsteyen istediği kadar bu alanda çalışabiliyor” diye konuştu.

“Dijital bir iletişim platformu tasarladık”

Bayilerin çalışma sisteminde de değişime gidildiğini anlatan Furth, “Öncelikle bayilerdeki hijyen standartlarını oluşturmak ve oradaki çalışanlarımızı korumak adına bir standart belirledik. Bu tür kriz zamanlarında yoğun iletişim son derece önemli. Bu nedenle iletişimi eş zamanlı yapabilmek için dijital bir iletişim platformu tasarladık ve konu ile ilgili cep telefonu aplikasyonu oluşturduk. Bu aplikasyon aracılığıyla da sahadaki binlerce çalışana aynı anda aynı konuları söyledik ve iletişim esnasında meydana gelebilecek bilgi kirliliğinin önüne geçtik. Ve tabii ki bu süreçte dijital altyapımızı güncelledik” ifadelerini kullandı.

“Akıntıda geçmişi zorlayan değil, geleceğe kürek çeken bir ekibiz”

“Çalışma sistemimizde başlattığımız bu köklü değişim; daha inovatif, daha yenilikçi ve daha özgürlükçü bir süreci de beraberinde getirdi” açıklamasını yapan Furth, “Pandemi koşullarıyla artan esnek mobilite ihtiyacından yola çıkarak yeni bir karar daha aldık. İster yıllardır Groupe PSA Türkiye çatısı altında görev alsın ister üniversite eğitimini tamamlayıp ilk iş deneyimine bugün bizimle adım atmış olsun tüm çalışanlarımıza istisnasız şirket aracı tahsis etmeye karar verdik. Biz, yeni dünyanın koşulları oluşurken cesurca bu kurallara girdi sağlayan, akıntıda geçmişi zorlayan değil, geleceğe kürek çeken bir ekibiz. Bu bakış açımız da bizi daha cesur ve deneysel yapıyor” diye konuştu.

Animasyon film ihracatı!

Groupe PSA Türkiye Akademi’nin çalışmalarına da değinen Furth, evden çalışma sistemiyle herkesin konsantrasyon süresinin de değiştiğini, bu değişimi göz önüne alarak saha çalışanları için yine Türkiye’de ilk kez hayata geçirilen bir proje tasarladıklarını söyledi. Proje kapsamında grup çatısı altında yer alan tüm markaların standartlarının animasyon filmlerle anlatıldığını belirten Furth, “Her bir marka standardı için iki-üç dakikalık animasyon filmler hazırlandı. Filmlerin hem Türkçe hem İngilizce dublajları yapıldı. Bu proje ile çalışanlar animasyon filmleri izleyerek; serviste müşterinin nasıl karşılandığından müşterilerin sorduğu sorulara verilen yanıtlara kadar çok sayıda farklı konu hakkında bilgi sahibi oluyor. Bu projemiz globalde de oldukça ses getirdi ve çoklanmaya başladı” dedi.

Flexlife uyumlu evler!

Pandeminin başlangıcından bu yana aldığı her kararda çalışanlarının, iş ortaklarının ve müşterilerinin sağlığını ön planda tutan Groupe PSA Türkiye, Covid-19’un pandemi ilan edilmesinin hemen ardından salgın önlemlerini hayata geçiren ilk firmalardan biri olmuştu. Groupe PSA Türkiye’nin Kolektif House’un Ataşehir’deki şubesinde geçtiği Flexlife çalışma modeli; ofislerin, masaların, kıyafet kodlarının tarihe karıştığı bir dönemi başlattı. Flexlife, mekân bağımsız bir çalışma modeli sunuyor. Çalışanlarının sağlığını her zaman ön planda tutan grup, tüm çalışanlarına ergonomik koltuklar ve ihtiyaç duyulan ofis ekipmanlarını göndererek, evlerin de Flexlife ile uyumlu yapılandırılmasını amaçlıyor.